VEFASIZ OLMAYALIM
Vefada kıymet ölçüsü öyle derindir ki, bir insana en kaba hatları ile karakter ve şahsiyet sıfatı kazandırır.
Gerçek ahlakın ve gerçek namusun yaptırım gücü vefadır. Bugün, insanın elinden alınan bu asil vicdan maddesini şöyle ifade edebiliriz; Dostlukta ebedilik, sevgide sonsuzluk ve bağlılıkta sınırsızlıktır.
Vefa yalnız inanan insanlarda bulunur. Eğer bir insan vefadan tamamen habersiz ise onda iman aramak tuhaf olur. Namus, şeref, haya gibi en kıymetli insanlık ve vicdan maddeleri, vefa ile beslenir. Vefa, imandan alacağı gıdayı bulamazsa derhal ölür. imanı olmayanda vefa, vefa olmayanda namus, haysiyet ve şeref topluca yok olmuştur.
Vefa üzerine değil ama, vefasızlık üzerine söylenen ve yazılanları bir araya toplasalar, ciltlere, hatta kütüphanelere bile sığmazdı herhalde. İnsanları üzen, mutsuz kılan en önemli duygu, hiç şüphe yok ki aldatılmak dır, Bu aldatılmaların en acısı ise, vefasızlıklardır. Diğer aldanmalara bir şekilde katlanılabilir, çünkü o eylemler tanımadığınız dost olmadığınız kimseler tarafından gerçekleşmiştir. Bir süre sonra maddi ve manevi kayıplarıyla birlikte unutur gidersiniz. Ama vefasızlıklar öyle mi?
Vefasızlıklarda, dostlar tarafından aldatılmış olmak vardır. Sevilen ve güvenilenin ihaneti, kalbin derinlerinde öyle yaralar açar ki, nefes alışınızda, her kalp atışımızda bir daha hatırlarız. Ahde vefa kişinin ağzından her çıkanın bilincinde olmasıdır. Söz verip ümitlendirdikten sonra, vefasızlık yapmak kadar kötü bir davranış olamaz. Tutamayacağımız sözü verip, üzüntülere neden olmak yerine, daha az üzülerek söz vermemek çok daha iyi olur.
Değil mi ki sen Ama sen vefasızsın
Unutabilirsin Çiçeği koklamazsın
Aklına estiği an Rüzgarı tanımazsın
Unut! Sevgiyi anlamazsın
Ayrılmak kolay mı bu kadar Bilmezsin renklerin
Yeşili unutur mu toprak Niçin yaratıldığını
Vazgeçer mi gökler Elinle tutamadığını
Bulutlarından Kalbinle tutamazsın
Yıldızsız gece olur mu? Sen
Güneşsiz gündüz Sevmeyen
Yapraksız ağaç Hissetmeyen
Çiçeksiz bahar Duymayan vefasızsın….
Tarihimizde vefa ile ilgili ne kadar çok örnek var ise, günümüzde de o kadar çok vefasızlık ilgili örnekler vardır.
Günümüzde aynı davaya inanmış insanlar, kendilerine sunulan nimetlerin cazibesine dayanamayıp, en büyük vefasızlığı göstererek dava arkadaşlarını yarı yolda bırakmalarıdır. Balık baştan kokar, sözü misali, en büyük vefasızlık, önderlik etmesi gereken kişilerden gelmektedir. Dünya nimetleri cazibesi ne yazık ki bu asil değeri günümüzdeki hale getirmiştir.
Herhangi bir şahsiyet belli bir mevkide bulunuyorsa, şöyle bir baktığımız zaman etrafında pervane gibi dönen, saygıda kusur etmeyen, onun ne kadar önemli bir kişi olduğunu söyleyen dostlarla dolup taşar. Ama, bu şahsiyet günün birinde hasbel kader o mevkiden gidince, ne arayanı bulunur ne de soranı. hatta onun şahsiyetiyle ilgili kötülemeler hat safhaya ulaşır. Gitmesi ne güzel oldu diyenlerin sayısı hiç de az olmaz.
Sultan Selim Han Mısır seferini tamamlayıp Kahire’den Şam’a dönerken yolda Anadolu kadı askerliği görevinde bulunan ve kendisine fikir hocalığı yapan Ahmet lbni Kemal Paşa zadeyi yanına çağırdı. Sohbet ederek giderken, lbni Kemal’in atı birdenbire su çukuruna bastığı için Sultan selim Hanın üstü başı ıslanıp, kaftanına çamur sıçradı. ibni Kemal telaşa düşünce, azametiyle meşhur olan Sultan selim Han; “Hocamın atının ayağından sıçrayan çamur, benim için şereftir. Öldüğüm zaman bu kaftanı sandukamın üstüne koysunlar.” deyip sırtından kaftanı çıkarıp sakladı.
Ya günümüzde öğretmen öğrenci ilişkisi böyle mi? Bir bakıyorsun sokakta gördüğü öğretmenini görmemezlikten gelen, bir öğrenci ve hatta onu gördüğü için saygısızlaşan tavırları, en büyük vefasızlık örneği değil mi?
Bir yanda hocasının atının ayağından çıkan çamuru şeref kabul eden cihan padişahı, diğer yanda hocasını gördüğünde, görmezlikten gelen öğrenci ve bu nesilden yetişen büyükler... Bu çarpık eğitimin yetiştirdiği nesilden vefa beklemek herhalde vefasızlık olur.
Tozlarda taşlarda açan çiçekler vardır,
Sanki açtıklarına pişman gibidirler.
Tozdan dumandan silikleşen renklerini utangaç bir şekilde gösterir gibidirler.
Kırları, dağları, yaylaları özlerler.
Dostlar dostlardan vefa beklerler…
SALİM CANSEVER
BİYOLOJİ ÖĞRETMENİ